13 Aralık 2016 Salı

GÖZLER

(Fotoğraf https://tr.pinterest.com/pin/304344887301819401/ 'dan alıntıdır.)
Bütün gün mesul olduğu sokağı adım adım temizliyordu bir elinde süpürge diğerinde kürek. Görevli olduğu sokağın sonunda okul vardı. Sabah ve akşam çıkışlarında çoluk çocuk yerlere yiyip içtikleri şeylerin çöplerini atarlardı, yine okul çıkışı gelmişti, çocuklar muazzam bir gürültü ile okuldan çıkmış arkadaşları ile sohbet ede ede birşeyler yiyor ve her zamanki gibi ambalajlarını yola atıyorlardı. Yaşlı adam ise, bir yandan onları topluyordu. Evet bu onun işiydi ama keşke yerlere atmayıp okulun önündeki konteynerlara atsaydılar. Neticede sokakta üç dört tane konteyner vardı diye düşündü. Sonuçta  yetişkinlere müdehale edemesekte yeni nesili olumlu bir şekilde yönlendirebilirdik.

      Hoş onun endişesi şu sıralar hele ki bu soğuklarda işini hemen bitirip bir bardakta olsa sıcak bir çay içebilmekti.Görevli olduğu sokağın köşesinde küçük bir çay ocağı vardı. Ara sıra orada çay içer mahalle eşrafı ve esnafla biraz muhabbet ederdi. Sevilirdi o mahallede, büyüklerin abisi, küçüklerin ise tonton  amcası olmuştu. Çocukları çok severdi. Zaman zaman mahallenin çocuklarına çöplerinizi yerlere atmayın diye öğütlerde bulunur, ara ara da dersler nasıl gidiyor diye takılırdı.

      Epeyce yaş almıştı, ellilerin sonunda e haliyle de baya görmüş geçirmiş bir adamdı. Sohbet, muhabbet etmeyi severdi her insan gibi lakin biraz çekingen, mahçup bir yapısı vardı. Onun bu saf temiz, mahçup halleri adeta masumluğun hala dünya üzerinde var olduğunun ispatı gibiydi.

      Sevilirdi evet ama onunda sevdikleri vardı. Şehir dışında okuyan torunu gibi. Maaşını aldığında kendisine biraz harçlık ayırarak parayı torununa göndermişti. İki çocuğu vardı, biri kız biri erkek ama evliydiler ve babalarına ayıracak zamanları hiç yoktu. İki torunu vardı biri okuyor diğeride çalışıyordu. Onlar dedelerini arar sorar ara ara da ziyaretine giderlerdi. İçi buruktu yaşlı adamın çünkü  çocukları uzaktı ona ve eşini de birkaç yıl önce kaybetmişti. Yalnız hissediyordu kendini, torunlarının ilgisi yetmiyordu belki ama buna da şükür ya onlarda olmasaydı diye düşünürdü sık sık.
O gün yine ailesini düşünüyordu hele eşi hiç aklından çıkmıyordu. Keşke yanımda olsa diye düşündü. Sonra daldı gitti eski anılara beraber geçirdikleri güzel günler geldi adamın aklına ve süzüldü gözlerinden yaşlar.

                 Zor dedi çok zor sevdiğini ''Sevdiklerini'' KAYBETMEK.

      O bu düşüncelerdeyken akşam olmak üzereydi ve biraz da karnı acıkmıştı. Yine düşünmeden edemedi. Eskiden işten çıkar eve koşarak gider, yemek masası hazırlanmış ve çoluk çocuk onu beklerdi. Özlemişti ailece yemek yemeyi. Özlemişti sofrada edilen muhabbetleri. Bunlar eski anılar olarak kalmıştı artık hayatında.

     Neyse dedi yaşlı adam sokağın ilerisindeki pideciye gidip birşeyler alayım. Zaten pidelerin kokusu da burnuna gelirdi hep görüntüsünden önce. Pideler yeni çıkmıştı sıcacık dumanı üstündeydi. Yaşlı adam cebindeki bozuklukları çıkardı bir pide adlı. Havada soğuktu hani yanınada çay ocağından sıcacık bir çay aldı geçti otobüs durağına. Bir yandan yemeğini yerken bir yandan da gelen geçeni izliyordu.
     Bir otobüs durağa yanaştı ve yaşlı adamın tam önünde durdu. Kısacık bir zaman diliminde bir yolcu ile göz göze geldi. Soğuk, telaşe, burukluk, endişe ve en önemlisi hüzün... Gözlerinde hepsi mevcuttu yaşlı adamın. O tek bakış yolcuya herşeyi anlatmıştı.

     Sevgiler...

26 Kasım 2016 Cumartesi

AYAK İZLERİNİ TAKİP ET


      Size dünyanın en huzurlu yeri neresidir diye sorsam şüphesiz her biriniz farklı farklı cevaplar verirsiniz. Doğrudur tabiki her insanın huzur bulduğu yer değişir.
   
     Öyle bir yer düşününki sizden başka hiç bir kuvvet sizi oradan uzaklaştıramaz ve sizin için dünyanın en güvenli yeri. Ne olursa olsun asla orada zarar görmezsiniz, kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz dünyanın en güzel manzaralarından biridir, hele bir de öyle bir kokusu vardır ki, o kokunun dünya üzerinde bir benzeri yoktur. Aşık olursunuz...

     Evet biz kızların ilk aşkı, süper kahramanı, dünyayı dize getiren adam babalarımız.. Onun omuzlarında çok yükseklere uçabilirsiniz, ayaklarına basarak dans adımlarını öğrenebilirsiniz, mesela asla üşümezsiniz, bütün abur cuburları yiyebilirsiniz :) Ne yaparsanız yapın dünya üzerinde zarar görmeyeceğiniz tek yer orasıdır. Dedim ya o sizin süper kahramanınızdır. Düşerken sizi mükemmel reflekslerle tutar, sizinle oyunlar oynar, şarkılar söyler, sizin bir numaralı kuaförünüz bile olabilir ve emin olun saç şekilleri konusunda çok yaratıcı olabilirler. Evcilik oyunlarınızın baş kahramanıdır; hayali çay, kahve, kurabiye, pasta ikramlarınızı afiyetle yer sizinle sohbetler eder. O kocaman herkesi dize getiren adamı bir karış boyunuzla siz dize getirirsiniz.
     Böyledir kız babaları işte, kızlarının herşeyidir. Siz onunla oyunlar oynarken o size ayağa kalkmayı, yürümeyi öğretir. Bilirsiniz o hep sizin yanınızdadır, güvenli alanınızdasınızdır.

     Büyürsünüz aranızdan su sızmazken çatışmalara başlarsınız, kendi yolunuzdan gitmek istersiniz ve kendi doğrularınıza inanırsınız. İçten içe bilirsiniz belki onun sizi düşündüğünü ama kulak asmazsınız. Aslında siz düşseniz en çok babanızın canı acır. Ondandır yürüdüğünüz yollarda size müdahalesi. Ama yinede bırakır sizi kendi yolunuzda yürümeniz için. Bırakır dediysem görünürde tabiki... Oysa hep gözü kulağı sizdedir, gizli görev süreci başlamıştır onun için. En ufak bir denge kaybınızda onun eli uzanır ve sıkı sıkı tutar sizi.

     Aslında bir baba ne kadar sağlam duran bir adamsa, kızı da hayata karşı sağlam durur ayakta...

     Herkes inkar eder belki ama kızlar hep babalarının ayak izlerini takip eder ... Başka yollarda yürüselerde o izleri ararlar hep her yerde. O izler onların güvenli sığınağının pusulasıdır. Bilirsiniz sığınağınız orada duruyor, acil durumlarda gidemesenizde o gelir. Buna bilerek yaşamaktan çok hissederek yaşarsınız.
(Fotoğraf: http://blog.bretcole.com/2014/01/05/cook-family-bodega-bay/ 'den alıntıdır.)
     Bilmem babanızın göğsüne yatıp kokusunu içinize hiç çektiniz mi? O kokuyu anlatmaya kalkamam çünkü ne söylersem söyleyeyim ifade edebilecek kelimelerim yok onu ancak hissedebilirim. Dünyanın en güvenli en huzur veren yeri emin olun orası.

     Yanınızdaysa babanız, hayattaysa, ulaşabileceğiniz uzaklıktaysa gidin bırakın bütün huzursuzluklarınızı, işlerinizi, sorumluluklarınızı, sarılın babanıza onun o kokusunu içinize çekin emin olun o güven duygusu ile kendinizi daha güçlü hissedeceksiniz.


    Sevgiler...

6 Temmuz 2016 Çarşamba

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR?



     Bayramlar ne güzeldir aslında, bütün aileyi bir araya getirir. Yeri geldiğinde uzak yakın herkes aynı sofraya oturur. Akraba ziyaretlerine gidildiğinde yeni akrabalarla bile tanışabilirsiniz. Ama en güzeli anneanne ya da babaanne evine gidilip onların özel bayram yemeklerini yemektir. Çok uzun zaman oluyor bu güzellikten mahrum kalalı. O güzel birlik ve berberlikten eser kalmayalı....

     Özleniyor büyükler, yaş aldıkça daha bir anlıyor insan onların kıymetini. Artık o güzel sofralar kurulmuyor ama büyüklerimizle bayramlaşmaya kabristana gidiyoruz. Onlarsız bayramlar, buruk bayramlar benim için. Bayram çocuklar içinmiş aslında. Büyünce anlıyor insan. Keşke eskilere gidebilsek de her saniyesini doya doya yaşayıp harcamasak o kıymetli zamanı.
   
     90'larda çocuksanız Barış Manço'nun ''Bugün Bayram'' şarkısını söylemeden asla bir bayram sabahına uyanmamışsınızdır.  Bayram sabahı erkenden kalkar şarkımızı söyleyerek bayramlıklarımızı giyer kahvaltı için babalarımızın bayram namazından dönüşünü beklerdik. Bizde durum biraz farklıydı ben dedemin bayram namazından dönüşünü beklerdim kapının önünde. Ufukta göründümü koşa koşa kucağına atlardım. Bayrama gerek yoktu gerçi, hep coşkuluydu benim dedeme olan sevgim. Şimdi babamda görüyorum onu sanki, onun hali onun tavrı sirayet etmiş gibi...

     Dedim ya eskisi gibi değil. Hani büyükler derdi ya ''Nerede o eski bayramlar?'' Klişe gelirdi biz gençlere. Şimdi bizim nesilde biraz klişelere doğru gidiyor sanırım. Bizler de eski lezzeti alamıyoruz bayramlardan...


Sevgiler...

Herkese iyi bayramlar

14 Mayıs 2016 Cumartesi

KAYBOLUŞ MU DERSİNİZ?

(Fotoğraf http://chadwys.tumblr.com/image/115876355253 'dan alıntıdır.)

     Hayat...
     Hayat boş, dünya yalan ... 

     Evet klişe belki ama bazen sadece tam olarak klişe cümleler durumu izah edebilir. Daha küçük yaşlardan hayata hazırlanmaya başlıyoruz ki hemde doğduğumuz anda yiyoruz ilk tokadı... Sonra çocukken oyunlarımız için, oyunlara dahil olabilmek için mücadele ediyoruz ki bunlar en masum hallerimiz. Biraz büyüyüp okula başlıyoruz ve başlıyor işte gelecek mücadelesi. Daha on beş yirmi yıl sonrası için maratona başlıyoruz.

     Oyunlarımızdan, hayallerimizden kısacası masum çocukluğumuzdan çalıyoruz. Nasıl bir düzendirki bu küçücük çocukları gelecek telaşlarına sokuyoruz. Oysa çocuk karşınızdaki nereden bilsin gelecekte karşılaşacaklarını, nereden bilsin etiketlerin bu denli önemli olduğunu... Onun hayal dünyasında herşey mümkün çünkü. Ne paraya, ne statüye ihtiyacı var... Nitekim mücadeleye başlıyor işte farkında olmadan.

     Hayatın güzelliklerinden uzaklaşıyoruz statü peşinde koşarken. Bir nefeslik oysa herşey. O tek nefesi alamadığınız taktirde bitiveriyor herşey, bu kadar basit. Bugün var belki yarın yokuz.. Peki amacımız ne?

     Bugün bir arkadaşımın ölüm haberini aldım gencecik 29 yaşında daha, pırıl pırıl bir insan. Bunca yıl kariyer peşinde koşmuş, güzel yerlere gelmiş bir insan. Düşündümki ne kadar kısa idi yaşamı bir kelebek misali belki.  

     Kariyer yapabilmek için kendi hayatından nelerden çaldı acaba diye düşündüm. Kaç kutlama çaldı sevdiklerinden? Kaç anıyı yaşayamadı acaba? Doya doya yaşayabildi mi sevdikleriyle?

Sonra düşünüyor insan, herşey boş ... Kariyer, statü, yüklendiğin sıfatlar bom boş. 
Dünya hayatı bir aldatmaca, aynı küçücük bir çocuğun eline oyalansın diye verilen oyuncak misali.

     Ne kaldı ondan geriye?  Anılarımız, paylaştıklarımız biriktirdiğimiz dostluklar dışında ne kaldı? İyi bir insan olarak kalacak hepimizin hatıralarında.. Bir beden yok olup gidebilir ama hayatına dokunduğu diğer insanlarda izler bırakır. O izler asla kaybolmaz hep hatırlanır.

O da güzel bir iz bıraktı bu hayatta ve bizlerde... Rahmetle...


Sevgiler...

11 Mayıs 2016 Çarşamba

İYİ VE KÖTÜNÜN SAVAŞI


( Fotoğraf https://tr.pinterest.com/pin/342695852876347945/ 'den alıntıdır.)

     
         Uzaklaşmak İSTİYORUM... 
         Arkama bakmadan koşa koşa gitmek İSTİYORUM...
   

     Kalbimi, ruhumu kirletmeye çalışan riyadan, dedikodudan kısacası kötü herşeyden uzaklaşmak istiyorum. Onlar gibi olmaktan korkuyorum. Adil olmaya, diğer insanların da haklarını gözetmeye önem vermeyeceğim, kendi çıkarlarımdan başka hiçbir şey düşünmeyeceğim diye korkuyorum. Hemde çok korkuyorum.

     Ben sade ve sadece kendi halinde kalmak isteyen biriyim. Korkuyorum bu kirli düzenden. Konuşulan kelimeler, telaffuz edilen ya da edilemeyenlerin ruhumu yavaş yavaş siyaha boyadığını hissediyorum. Şu sıralar ruhumu temizlemeye ihtiyacım var benim. İçimde bastırmaya çalıştığım ama en acımasız şekilde ortaya çıkmak için mücadele veren bir nefret duygusu peyda oldu. Silip atmalıyım. Ben böyle bir insan değilim, OLMAMALIYIM.
      Evet bununla mücadele ediyorum. Peki nereye kadar sürecek bu mücadele? Hayat zaten bir mücadele değil mi? Hep farklı cephelerde mücadele etmiyor muyuz? Ancak elimizde tek bir askerle savaşıyoruz tüm olumsuzluklarla ...

     Neden? Neden? Neden? O kadar çok neden diye soruyorum ki? İnsanlar neden böyle? Neden yapılanları görmüyorlar? Neden kötü olmayı  ya da kötülük yapmayı tercih ediyorlar? Neden haksızlık yaptıklarında bunu umursamıyorlar? Neden biride çıkıp karşısındakinin emek verdiğini söylemiyor? Neden bu kadar benciller?
     Bu soru listesi daha uzar gider... Bende soru çok ancak hepsine verebilecek bir cevabım yok. İşte çoğu benim cevapsız sorularım ve uzunca bir müddet cevapsız kalacaklar...

     Negatif bir insan olmak istemiyorum ama bu aralar nedense herşey negatif ilerliyor. Olumlama yapayım diyorum lakin çok başarılı olduğum söylenemez.

     Bazen mantıklı olan doğru tercih olmayabiliyor. Yaptığınız bir hareket bir davranış ya da herhangi bir şey yanlışta olsa yüreğiniz ve vicdanınız rahatsa eğer doğru yoldasınız demektir.

     Bu yüzden bu çıkmaz yollarda yine yüreğim rehberim olacak gibi görünüyor...


Sevgiler...