14 Mayıs 2016 Cumartesi

KAYBOLUŞ MU DERSİNİZ?

(Fotoğraf http://chadwys.tumblr.com/image/115876355253 'dan alıntıdır.)

     Hayat...
     Hayat boş, dünya yalan ... 

     Evet klişe belki ama bazen sadece tam olarak klişe cümleler durumu izah edebilir. Daha küçük yaşlardan hayata hazırlanmaya başlıyoruz ki hemde doğduğumuz anda yiyoruz ilk tokadı... Sonra çocukken oyunlarımız için, oyunlara dahil olabilmek için mücadele ediyoruz ki bunlar en masum hallerimiz. Biraz büyüyüp okula başlıyoruz ve başlıyor işte gelecek mücadelesi. Daha on beş yirmi yıl sonrası için maratona başlıyoruz.

     Oyunlarımızdan, hayallerimizden kısacası masum çocukluğumuzdan çalıyoruz. Nasıl bir düzendirki bu küçücük çocukları gelecek telaşlarına sokuyoruz. Oysa çocuk karşınızdaki nereden bilsin gelecekte karşılaşacaklarını, nereden bilsin etiketlerin bu denli önemli olduğunu... Onun hayal dünyasında herşey mümkün çünkü. Ne paraya, ne statüye ihtiyacı var... Nitekim mücadeleye başlıyor işte farkında olmadan.

     Hayatın güzelliklerinden uzaklaşıyoruz statü peşinde koşarken. Bir nefeslik oysa herşey. O tek nefesi alamadığınız taktirde bitiveriyor herşey, bu kadar basit. Bugün var belki yarın yokuz.. Peki amacımız ne?

     Bugün bir arkadaşımın ölüm haberini aldım gencecik 29 yaşında daha, pırıl pırıl bir insan. Bunca yıl kariyer peşinde koşmuş, güzel yerlere gelmiş bir insan. Düşündümki ne kadar kısa idi yaşamı bir kelebek misali belki.  

     Kariyer yapabilmek için kendi hayatından nelerden çaldı acaba diye düşündüm. Kaç kutlama çaldı sevdiklerinden? Kaç anıyı yaşayamadı acaba? Doya doya yaşayabildi mi sevdikleriyle?

Sonra düşünüyor insan, herşey boş ... Kariyer, statü, yüklendiğin sıfatlar bom boş. 
Dünya hayatı bir aldatmaca, aynı küçücük bir çocuğun eline oyalansın diye verilen oyuncak misali.

     Ne kaldı ondan geriye?  Anılarımız, paylaştıklarımız biriktirdiğimiz dostluklar dışında ne kaldı? İyi bir insan olarak kalacak hepimizin hatıralarında.. Bir beden yok olup gidebilir ama hayatına dokunduğu diğer insanlarda izler bırakır. O izler asla kaybolmaz hep hatırlanır.

O da güzel bir iz bıraktı bu hayatta ve bizlerde... Rahmetle...


Sevgiler...

11 Mayıs 2016 Çarşamba

İYİ VE KÖTÜNÜN SAVAŞI


( Fotoğraf https://tr.pinterest.com/pin/342695852876347945/ 'den alıntıdır.)

     
         Uzaklaşmak İSTİYORUM... 
         Arkama bakmadan koşa koşa gitmek İSTİYORUM...
   

     Kalbimi, ruhumu kirletmeye çalışan riyadan, dedikodudan kısacası kötü herşeyden uzaklaşmak istiyorum. Onlar gibi olmaktan korkuyorum. Adil olmaya, diğer insanların da haklarını gözetmeye önem vermeyeceğim, kendi çıkarlarımdan başka hiçbir şey düşünmeyeceğim diye korkuyorum. Hemde çok korkuyorum.

     Ben sade ve sadece kendi halinde kalmak isteyen biriyim. Korkuyorum bu kirli düzenden. Konuşulan kelimeler, telaffuz edilen ya da edilemeyenlerin ruhumu yavaş yavaş siyaha boyadığını hissediyorum. Şu sıralar ruhumu temizlemeye ihtiyacım var benim. İçimde bastırmaya çalıştığım ama en acımasız şekilde ortaya çıkmak için mücadele veren bir nefret duygusu peyda oldu. Silip atmalıyım. Ben böyle bir insan değilim, OLMAMALIYIM.
      Evet bununla mücadele ediyorum. Peki nereye kadar sürecek bu mücadele? Hayat zaten bir mücadele değil mi? Hep farklı cephelerde mücadele etmiyor muyuz? Ancak elimizde tek bir askerle savaşıyoruz tüm olumsuzluklarla ...

     Neden? Neden? Neden? O kadar çok neden diye soruyorum ki? İnsanlar neden böyle? Neden yapılanları görmüyorlar? Neden kötü olmayı  ya da kötülük yapmayı tercih ediyorlar? Neden haksızlık yaptıklarında bunu umursamıyorlar? Neden biride çıkıp karşısındakinin emek verdiğini söylemiyor? Neden bu kadar benciller?
     Bu soru listesi daha uzar gider... Bende soru çok ancak hepsine verebilecek bir cevabım yok. İşte çoğu benim cevapsız sorularım ve uzunca bir müddet cevapsız kalacaklar...

     Negatif bir insan olmak istemiyorum ama bu aralar nedense herşey negatif ilerliyor. Olumlama yapayım diyorum lakin çok başarılı olduğum söylenemez.

     Bazen mantıklı olan doğru tercih olmayabiliyor. Yaptığınız bir hareket bir davranış ya da herhangi bir şey yanlışta olsa yüreğiniz ve vicdanınız rahatsa eğer doğru yoldasınız demektir.

     Bu yüzden bu çıkmaz yollarda yine yüreğim rehberim olacak gibi görünüyor...


Sevgiler...

6 Mayıs 2016 Cuma

İS KOKULU ÇOCUKLUK

(Fotoğrafwww.pinterest.com'dan alıntıdır.)



     Bu koku!!

     Geçmişten gelen mi, yoksa geçmişe götüren mi demeliyim bilmiyorum hangi tanımlama daha doğru. Doksanlı yıllarda çocuk olanlar çok iyi hatırlar. Kışın şehrin bütün sokakları buram buram is kokardı.Sonra kurum yağardı annelerimiz evlerin pencerelerini çok açmazdı. Eve kurum doluyor derdi.Yeni nesil çocukluklarda böyle bir diyalog yok. Modernleşti herşey... 

     Şimdilerdeki gibi doğalgaz yoktu, sobalar vardı evlerde ve kaloriferli evler lükstü, zengin evleriydi... Kömürlüklerimiz vardı evlere kova kova kömür taşırdık. Kış gelince herkes bir kömür, odun derdine düşerdi. Cebinde parası olan alırdı kömürü. Diğerleri odun, çalı çırpı idare etmek zorunda kalırdı koca kış. Büyükler bunların derdindeydi.

    Çocukların derdi ise; oyun, çikolata, sakız gibi şeylerdi. En büyük derdimiz ise, oyunlarda öncelik alamadığımızda küstüm oynamıyorumlardı...

     O yıllarda evler bile is kokardı bazen. Bir nevi yine yokluk yıllarıydı şimdiye kıyasla. Sabah okula gitmek için uyandığında annen sobayı da yakmışsa gider dibine girerdik, sonra akşamları kedi gibi sobanın arkasında kıvrılıp uyumalarımız vardı bizim.

   Zevk aldığımız şeylerde vardı. Mesela, sobanın üzerinde pişirdiğimiz kestaneler vardı... Kış akşamlarının en büyük eğlencesi. Bütün aile bir arada... Ya da şimdiki gibi oda kokuları yoktu biz mandalina kabuğu koyardık sobanın üzerine.

    İs kokusu geçmişi hatırlattı, hatıraları, sokakta oynayan çocukları. Bizler son nesildik toza toprağa bulaşan, çamurla oynayan, burnunu çeke çeke sokaklarda sağa sola koşturan. Şimdiki çocuklar hayata karışmayan, teknolojik çocuklar. Biraz eksik kalan çocuklar.

    Ne güzeldi is kokulu çocukluğumuz bizim, masum oyunlar peşindeydik. Keşke hiç büyümeseydik...


Sevgiler...