29 Ocak 2016 Cuma

SUSTUKLARIMIZ VE ANLATABİLDİKLERİMİZ

 

(Fotoğraf www.pinteest.com'dan alıntıdır)

  Kafka demiş ya Milene'ya " Yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla."

     Çoğu insan kendini yalnız hisseder bu hayatta, O yalnızlığı söküp atmak ister ya da bir başkasına sarılarak yalnızlıktan çıkmak ister. Ancak yaptığımız sadece yalnızlığımızı paylaşmaktır. Zaman zaman hislerimizi, düşündüklerimizi kısaca aklımızda, fikrimizde olan hiç bir şeyi karşı tarafa anlatamayız.

     Anlamazlar... Sen çırpınsanda, debelensende olmaz.Oysa içimizden geçirdiğimiz türlü türlü ifadeler vardır. Bazen susarız sadece susarız. Sessizliğimizden anlaşılsın diye umut ederiz. Zordur sessizliğe tercüman olmak. Tabiri caizse her yiğidin harcı değildir. Oysa bu kadar paylaşılmayı bekleyen güzel şeyler varken, susmak neden? Nedir insanın elini kolunu bağlayan, dilini lal eden şey? İmkansızıklar mı yoksa gurur, ego denen saçmalıklar mı? Bunu sorsanız hiçkimse egosuna, gururuna dokundurmaz mevzuyu ve farklı farklı cevaplar alırsınız.

Söylenmeyenler... Söylenemeyenler...  Kim bilir ne kadar söylenmeyen güzel şeyler vardır... İnsanların kendi kendine haykırarak söylediği ancak ifade edemediği ne kadar şey vardır. Suskunluklar sessiz çığlıklardır aslında... Ama dedim ya herkes anlayamaz...

(Fotoğraf www.pinteest.com'dan alıntıdır)

Bir söz var çok severim sık sıkta kullanırım lakin kimin söylediğini bilmiyorum. " Sen ne söylersen söyle, anlatabildiklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır."

Sevgiler...

26 Ocak 2016 Salı

İNSANLIK DEDİKLERİ


(Fotoğraf alıntıdır)



     Geçenlerde tanık olduğum iki olay beni derin düşüncelere gömdü. Biri yılbaşı akşamı işten dönerken tanık olduğum bir olaydı. Malum havalar zaten fena soğuk o akşamda karlıydı. Babamla birlikte arabayı ofisin önüne bırakıp yürüyelim dedik eve kadar. Eve giden yol yokuş biraz, karıl hava durumu da eklenince tabi daha bir dikkatli yürüme ihtiyacı hissediyor insan. Neyse biz ilerlerken, bir kadın çığlığı ve tabi ki çarpma sesi ile arkamızı döndük bir anda kalabalık toplandı vesaire tipik kaza durumlarında olanlar sıra sıra olmaya başladı. Etraftan koşturan mahalle halkı, ambulansı arayın sesleri vesaire. Tabi hemen telefona sarıldım  ambulans için ama bir bayan ben arıyorum tamam deyince kazazedeye bakayım iyimi dedim sora vazgeçtim gereksiz yere kalabalık yapmayayım başında diye ama kadıncağızın sesi hala acı acı geliyordu, içim acıdı. Tabi ki benim nevrimi döndüren olay bundan sonra başlıyor.

     Birincisi o gün kaç tane araç geçti hızlı ben sayamadım, ne zincir, ne kar lastiği çoğunda yoktu ve bildiğiniz canavarca araç kullanıyorlardı. Kaçınılmaz sonda gerçekleşti. Sürücüye çok kızgındım ancak kalabalık içerisinde arkadaşı ile konuşan şahısın söylediklerini duyduğumda resmen şok oldum. " Az kalsın benim arabaya çarpacaktı, son anda araba yön değiştirdi, bende korktum, iyi ki buraya park etmişim" dedi. Evet somut bir eşyaya zarar gelmediği için gülerek söylüyordu birde bunu. Oysa kaza geçiren kadın hala acı ile ağlayıp, bağırıyordu. Nasıl bir hissiyat bunu insana söyletebilirdi ki. O kadar mı değersizleşti insan hayatı gözümüzde, o kadar mı eşyaya tapar olduk, ne zamandan beri normal karşılıyoruz böyle durumları? Gerçekten insanlığımdam utandım.


(Fotoğraf alıntıdır)



      Bir diğeri ise yine geçenlerde eve dönerken tanık olduğum olaydı. Otobüs durağında bekliyordum, otobüs tam gelmek üzereydi ki bir taksi dönüş yapabilmek için ani bir hareketle resmen otobüsün üzerine direksiyon kırdı. E otobüs şoförü de malum ani bir fren yapması ile ayakta giden yolculardan düşen oturanlardan da çarpanlar oldu. Kazadan kıl payı kurtulmuşlardı ancak yurdum insanının tipik davranışı nedir? Hemen araçlardan inilir, birbirinin üzerine yürünür ve tabi ki hakaretler yağdırılır. Bu konuda hatalı olan taksi şoförü baya iddialıydı ama otobüs şoförü daha medeni hareket ediyordu. Tabi ki kalabalık ayırdı vesaire.


     Bizde duraktakiler otobüse binip yola devam ettik. Otobüste öğrendim ki yolculardan yaşlıca bir teyze düşmüş demire sırtını vurmuş, onuda ön tarafa oturtmuş gençler. Otobüs şoförü teyze inene kadar yalvardı onu hastaneye götürmek için. Teyze ise "iyiyim oğlum bir şeyim yok " diye diye otobüsten iniyordu ki şoför bir kağıda numarasını, adını, soyadını yazdı verdi teyzeye. "Bir şey olursa çekinme ara beni sıcağı ile anlamazsın hastaneye falan gitmen gerekirse ben götürürüm seni" dedi.
Şimdi iki kaza durumu ve iki ayrı insan tipi. Verilen tepkiler ne kadar farklı değil mi? Biri malının derdinde diğeri ise ona emanet edilen can için endişede. Neyse ki iyi insanlar hala aramızda varda bir nebze olsun mutlu olabiliyoruz.


Sevgiler...

22 Ocak 2016 Cuma

VAR OLAMAMA SORUNSALI

(Fotoğraf alıntıdır)





Bu yazıya Shakespeare 'in en ünlü eserinden Hamlet'ten bir replik ile giriş yapmak istiyorum.

 "Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu."


     Her insan bir var olma çabası içerisindedir. Bundandır ki var olma üzerine yazılan bir sürü türde kitap, hatta çekilen filmler vardır. Peki neden bu çabamız? 

     Her insan illaki acaba ben olmasam ne olurdu diye hayatının bir anında düşünmüştür. Mesela ben olmasam, Bir anda ortadan kaybolsam, hiç var olmamışım gibi olsa nasıl olurdu?

     Anılarım teker teker kaybolsun, kitaplarım silinsin. Mesela içinde bulunduğum bu oda ne olurdu, kime ait olurdu? İlk önce kimse maviyi sevmezdi herhalde ya da evdeki herhangi bir odada bu kadar çok kitap olmaz bundan dolayı raf ya da kütüphane benzeri ihtiyaçlar olmazdı. Mesela biriktirdiğim hatıralar olmazdı. Şu yukardaki mavi kutu var ya bom boş olurdu. Kimse benim kadar ıvır zıvır toplamazdı, koca bir boya kutusu ya da resim ve çizim malzemeleri olmazdı evin hiçbir köşesinde. İşte ben olmasam olmayacak birkaç şey bunlardı. Peki bunlar olmasa kim eksilirdi? 

     Bunun cevabını bilmiyorum ancak gerçek şu ki neyi sorgularsan sorgula, temelde sorguladıkların ve vardığın sonuç hiç değişmeyecek.



   Hep bir var olma sorgusu ile var olamama sonucunu eline alacaksın...



Sevgiler...

19 Ocak 2016 Salı

ÇOCUKLUĞUM

(Fotoğraf alıntıdır)


Sana sesleniyorum hür ruhlu çocuk.
Ne güzeldi senin kaygıların... Bugün hangi oyunu oynasam, bebeğime hangi kıyafeti giydirsem. Büyüdük yerini endişeli kaygılar aldı bu saf temiz kaygıların.
Şimdi kıvranıyoruz bu kaygılar denizinde.

Hür çocuk deyince aklıma uçurtmam geldi:)) Yine dedeciğimin o güzel ellerinden çıkmıştı o uçurtma. Dedem öğretmişti uçurtma uçurmayı bana.
Hatırlıyor muyum diye sorarsan, unuttum sanırım bir denemem gerek... Hatırladığım bir şey var ama ''bak yavrum'' demişti, ''rüzgar lazım sana uçurtmanın yükselmesini istiyorsan rüzgara karşı duracaksın".

O zaman bile bir hayat dersi vermiş canın dedem. Yükselmek istiyorsan korkup kaçmayacaksın, zorluğa göğüsünü siper edip mücadele ediceksin.
Uçurtma da böyleydi işte.. He bir de ipi sıkı sıkı tutacaksın mazallah elinden kayıp gitti mi uçurtmana veda edersin...

O zaman olsun dede dedim, sen yine yaparsın bana bir uçurtma olmaz mı? Yaparım tabi kızım ama sen yinede ipi sıkı tut demişti...

Sevgiler...

15 Ocak 2016 Cuma

ZAMAN

(Fotoğraf alıntıdır)


     Yaşın daha kaç ki saçlarında aklar kol geziyor. Zaman öyle acımasızki saçlarına aklar düşerken beraberinde yüreğinede karartılar düşüyor insanın. Belkide yürek karartılarının diyetidir bu aklar ne dersiniz? O zaman çoğalması belkide iyi bir şeydir. 

     İnsanoğlunun yüreği ne kadar kararırsa o kadar ak düşer saçlarına, temizler o kirli duyguları ya da üstünü örter kar misali... 

     Belkide bizlere mesajı vardır. Diyordur ki "ölüm var, bak gençlik gidiyor, kötü olma ey insanoğlu, hesap var!" 

    İnsanız ya hani herşeyi tahrip etmek ruhumuzda var. O beyazlarıda koparma eylemimiz ondandır ya da bir kabullenmeyiştir kim bilir? Peki o beyazları bedeninden söküp attın diyelim, yürekteki karartılar ne olacak peki?  

     Emin ol bende bilmiyorum, anlamıyorum. Sadece olduğu gibi yaşıyorum; bazen anlamadan, bazen anlayarak, bazen kızarak, bazen ağlayarak ama yaşıyorum. Hayatta siyah beyaz gibi aslında herşey birbirini tamamlıyor. Ying yang gibi... 

     Oysa zaman öyle mi? Acımasız, telafisi yok. Zaman, kontrolü imkansız kahraman biraz bekle dur, soluklan şu köşede... İki çift laf edelim.

Sevgiler...






14 Ocak 2016 Perşembe

SAKLAMBAÇ


(fotoğraf alıntıdır)


     Garip bir hal bu sendeki çözemiyorum. Mutluluk desem değil, hüzün desem hiç değil. Neden peki bu sessizliğin? Ruhunun derinliklerindekini gün yüzüne çıkarman gerekirken daha da derine gömmen ne acı. Üstelik zaman geçtikçe silinmeye mi yüz tuttular? Üstüne kim bilir kaç kat duvarlar örmüşsündür. 
    
     Peki neden bu korku? Neden bu kadar seviyorsun saklanmayı? Öyle kırılgan öyle naif oldun ki bu hayatta, asıl korkun daha çok üzülmek sanırım. Oysa herkes çok güçlü biliyor seni değil mi? Ne güçlü biri ama!!!!

     Kendinden ve duygularından korkan biri ne kadar güçlü olabilirse sende o kadar güçlüsün benim gözümde.

Sevgiler...