![]() |
| (Fotoğraf alıntıdır) |
Hani bazen ne kimseyi görmek istersiniz, ne de iki kelam etmek içinizden gelir. Bir şey yapasınız gelmez ya işte o sıralar emin olun hiçliğin tam ortasındasınızdır. Bu aralar insanlık tam da o hiçlik noktasında. Zor zanaat demiştim ya yaşamak... Aslında yaşayabilmek... Herkes nefes alıp veriyor, biyolojik olarak yaşamak için gerekli her fonksiyonu yerine getiriyor. Ancak atan o kalp bir tek yaşamsal fonksiyon için değil ya. Dilimizde diğer fonksiyonunun ne de güzel bir fadesi vardır ki
'yürek' deriz. Ne manalı, ne derin bir ifadedir... Kişi insan olduğunu yüreğiyle hisseder... Bu aralar o kalp de yürek olduğunu unutmuş gibi aramızda....
Peki yaşam dedik ya, yaşamayı kaç kişi biliyor şu dünya üzerinde? Yaşamayı bilmek ne demek? Bunun bir kullanma kılavuzu var mı? Sanırım insan var olduğu müddetçe soruları asla tükenmeyecek.
Keşke yaşamanın bir kullanım kılavuzu olsaydı ve insanın tabiri caizse EROR verdiği durumlarda bir takım yönergelerle durumu düzeltebilseydik. Ancak tabiki bu durum yaşamanın mentalitesine aykırı olurdu.
Yaşamak, yaşam, insanlık konuları çok karmaşık; Bir çok faktörü ve bunların sonucunda da yaşanması olası bir çok olasılık var. Asıl soru şu; biz insanlık olarak, insanca yaşayabiliyor muyuz? Yoksa yaşadığımızı zannederken, zaman mı öldürüyoruz bu hayatta? Mesela ne kadar şükrediyoruz sahip olduklarımıza ya da sahip olamadıklarımız için ne kadar üzülüp hırs yapıyoruz? Evet ikinci şıkkı bilerek ekledim... İnsanlık için iki farklı bakış açısı değil mi? Biri memnun belki de değil ancak huzurlu. Öteki ise; her zaman mutsuz çünkü hep sahip olamadıklarına odaklı yaşıyor. Şükreden olmalıyız her zaman. Bu demek değil ki uğraşma, çalışma yerinde otur. Aksine çalışıp, mücadeni vereceksin ancak hayatın merkezine bunu hırs topu olarak oturtmayacaksın çalışıp kazanmak araç olacak. Bunu amaç haline getirirsen eğer mutsuzlukta peşi sıra yürür...
Nitekim bu mücale içerisinde diğer insanlara ne kadar faydalı olduğunda önemli. Maddi veya manevi... Bunun bir önemi yok. Ancak benim için en kıymetlisi manevi fayda. Bugüne kadar kaçımız sebepsiz yere, bir karşılık beklemeden bir başka insana yardım ettik? İnsanlar olarak fazlası ile nefret yüklüyüz ve bunun yerini sevgi, anlayış, hoşgörü gibi pozitif duygular almalı. Fıtrat gereği budur ki sevgi üzerine yaratılmadık mı?
Çok spesifik şeyler yapamazsanız da belki küçük dokunuşlar yapabilirsiniz. Mesela, yolda yanınızdan geçen birine küçük bir tebessüm, insanlarla küçük merhabalaşmalar, sokakta oynarken düşen bir çocuğa yardım etmek veya otobüste yaşlı teyzelere ya da amcalara yer vermek. İnanın bir başka insana ufak bir faydanızın dokunduğunu bilmek muazzam bir duygu. Bunlar küçük şeyler ancak ruhen insanı doyuran eylemler.
Görüyorum ki, böyle şeylere ihtiyacımız var. Herkes insan olduğunu unutmuş, koca koca egolarla hırs topları haline dönüşmüş.
Alev alev insanlığı yakıyor...
Bugün küçük bir adım atın, sebepsiz yere başka bir insana iyilik yaparak onun hayatna dokunun.
Sevgiler...




