![]() |
| (Fotoğrafwww.pinterest.com'dan alıntıdır.) |
Geçmişten gelen mi, yoksa geçmişe götüren mi demeliyim bilmiyorum hangi tanımlama daha doğru. Doksanlı yıllarda çocuk olanlar çok iyi hatırlar. Kışın şehrin bütün sokakları buram buram is kokardı.Sonra kurum yağardı annelerimiz evlerin pencerelerini çok açmazdı. Eve kurum doluyor derdi.Yeni nesil çocukluklarda böyle bir diyalog yok. Modernleşti herşey...
Şimdilerdeki gibi doğalgaz yoktu, sobalar vardı evlerde ve kaloriferli evler lükstü, zengin evleriydi... Kömürlüklerimiz vardı evlere kova kova kömür taşırdık. Kış gelince herkes bir kömür, odun derdine düşerdi. Cebinde parası olan alırdı kömürü. Diğerleri odun, çalı çırpı idare etmek zorunda kalırdı koca kış. Büyükler bunların derdindeydi.
Çocukların derdi ise; oyun, çikolata, sakız gibi şeylerdi. En büyük derdimiz ise, oyunlarda öncelik alamadığımızda küstüm oynamıyorumlardı...
O yıllarda evler bile is kokardı bazen. Bir nevi yine yokluk yıllarıydı şimdiye kıyasla. Sabah okula gitmek için uyandığında annen sobayı da yakmışsa gider dibine girerdik, sonra akşamları kedi gibi sobanın arkasında kıvrılıp uyumalarımız vardı bizim.
Zevk aldığımız şeylerde vardı. Mesela, sobanın üzerinde pişirdiğimiz kestaneler vardı... Kış akşamlarının en büyük eğlencesi. Bütün aile bir arada... Ya da şimdiki gibi oda kokuları yoktu biz mandalina kabuğu koyardık sobanın üzerine.
İs kokusu geçmişi hatırlattı, hatıraları, sokakta oynayan çocukları. Bizler son nesildik toza toprağa bulaşan, çamurla oynayan, burnunu çeke çeke sokaklarda sağa sola koşturan. Şimdiki çocuklar hayata karışmayan, teknolojik çocuklar. Biraz eksik kalan çocuklar.
Ne güzeldi is kokulu çocukluğumuz bizim, masum oyunlar peşindeydik. Keşke hiç büyümeseydik...
Sevgiler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder